13 Kasım 2013 Çarşamba

Kasım'da güneş başkadır!

Okul açıldığından beri adeta güneş bizim için doğuyor, bizim için aydınlatıyor, bizim için ısıtıyor bahçeyi. Ne sabah ne öğleden sonra sınıfımızı teğet geçen güneşi ancak bahçede yakalayabiliyoruz. Böylesi bir fırsat varken tutar mıyım çocukları o ruh karartıcı yerde?! Bahçeye çıkıyoruz mutlaka her gün bir saat! Gözümüz gönlümüz aydınlanıyor, güzel düşünüyoruz yeminlen. Enerjiler toprağa karışıyor, biriken huysuzluklar terleme yoluyla dışarı atılıyor. Bağırma, çığırma, kudurma serbest! O kuru bahçede ne buluyorlar derseniz, sırayla anlatıcam efendim. Takipte kalın...

Parkımız yok, ama sadece kayma kısmı olan bir kaydırakçığımız var. Yaslarız masaya, ohhh...




HANİMİŞ: Bu nimeti-kaydırakçığı bağışlayan güzel insanı her kullanımda yad ederek elbette...

12 Kasım 2013 Salı

Çılgın Hırsız 2

Minik Yıldızlar'la ilk gezimizi yapmış bulunuyoruz. İlk defa sinemaya gittiği için heyecanlı olanlar, ilk defa servise bindiği için heyecanlı olanlar, ilk defa kemer taktığı için heyecanlı olanlar, ilk defa evden-okuldan uzakta annesiz-babasız olacağı için heyecanlı olanlar, ilk defa hem film izleyip hem mısır yiyeceği için heyecanlı olanlar, hasılı her türden heyecanı olan yavrularla animasyon filmine sağlam gittik sağlam geldik çok şükür. Heyecandan karnı ağrıyan, koca alışveriş merkezinde ördek yavrusu gibi arkamdan dikkatle gelen cücelerim sizinle gurur duyuyorum! İçinizdeki heyecan hiç bitmesin!


Ben bu Minion denilen tipitipleri çok sevdim. Birinci bölümü izlemediğim için kendileriyle ilk defa karşılaştım ve bayıldım. Çocuklar da en çok bu Minion'ları sevmiş. Ertesi gün okula abisine çizdirdiği Minion'la gelen Rukiye'ciği görenler hemen kendisine bir Minion yapıverdi.










8 Kasım 2013 Cuma

İyi hafta sonlarınız olsun...

Minik Yıldızlar, 
kendinizi bir "yıldız" gibi hissedeceğiniz ışıl ışıl bir hafta sonu diler!


7 Kasım 2013 Perşembe

Deney deyip geçme!

Mutluluğun resmini yapmak isteyen Abidin Amca'ya alternatif sunumumuzdur:
Deney yapan çocuğun mutluluğu!


6 Kasım 2013 Çarşamba

Patates kafalarım var, her biri bambaşka!

Bugün işi biraz daha zorlaştırdım. Sanat merkezimizdeki kutuya kocaman daire çizilmiş kağıtlar ve her çocuk için ikişer minik daire çizili kağıtlar koydum. "Hadi bakalım" dedim, günlük akışımızı oluştururken "göreyim sizi, şaşırtın birbirinizi" :)) 

Evet "yüz çizerler" diye düşünüyordum. Zaten asıl amacım "dar alanda neler yapabilecekleriydi!"  Ama yılların eskittiği bir öğretmen olsam da hala bu rengarenlik, bu çeşitlilik beni çok çok şaşırtıyor! 

Şuraya bakın, mimikler bambaşka, yüz üzerindeki organların dağılımı bambaşka, vücut çizimi bambaşka, küçücük alana kompozisyon oluşturma isteği... Sorarım size şimdi, ne denir bunlara? 

Elbette minik yıldız, yerdeki yıldız! Ne mutlu bana değil mi, en süperinden cücelere sahip olduğum için!





Dairelerden birini kaybedince "Benimki tek gözlü canavar oldu öğretmenim" dedi, ne güzel bir buluş, ben çok sevdim !

5 Kasım 2013 Salı

Bizim kuşumuz bile bir acayip!

Bugün kalıplı bir çalışma yaptık Minik Yıldızlar'la. Bir daire, iki üçgen, bir adlandırılamayan şeklimiz vardı sanat merkezindeki kutumuzda. Ama bu sefer istediklerini yapamayacaklardı, çünkü bir amaçları vardı. Ellerindeki malzemeleri kullanarak bir kuş yapacaklardı. 

Çalışmasını bitiren getiriyor, isim yazıyorum. Ve hayretler içerisinde kalıyorum! Çocuklar ne kadar üretken, ne kadar yaratıcı ve ne kadar farklı! Herkese aynı üçgen şekli verilmiş olmasına rağmen kiminde kanat, kiminde gaga, kiminde şapka, kiminde kuyruk oluyor o üçgenler! E ben şimdi bu resimlere aşık olmayayım da ne yapayım :)) Bence aşağıda gördüğünüz dördü/üçü bir arada resim çalışmaları var ya, hah onlar da tam çerçevelik!





4 Kasım 2013 Pazartesi

Hımmm ne yapsak, ne yapsak?

Okullar açılalı neredeyse üç ay olacak. Artık çocuklar alıştıkları düzende ilerliyorlar. Çocuklar düzeni, rutini severler biliyorsunuz. Cüceler biliyor ki, sanat merkezinde her gün onlar için hazırlanmış bir çalışma oluyor. Bazen kesme gerektiriyor bu çalışma, bazen yapıştırma, bazen boyama, bazen süsleme, bazen tamamlama, bazen hepsini yapmak gerekiyor :)

Bugün sanat merkezindeki kutuda, aşağıdaki şekil bekliyordu Minik Yıldızlar'ı. "Acaba bu şekli ne olarak tamamlayabilirdik", "bundan ne yapabiliriz", "bunu neye dönüştürebiliriz", "bu neyin bir parçası olabilir"? Düşündüler, düşündüler ve boya kalemlerini aldılar ellerine... Ne mi yaptılar, lütfen buyrun...


 Araba yapanlar çoğunluktaydı... Neyse ki bu sefer ne yapacaklarını tutturabilmiştim :)


 Bu koltukların çizeri üç cüce yan yana oturuyorlardı, birbirlerinden epeyce etkilenmişler :)

Bu da bir vazo; bayıldım, bayıldım!





Dairecik, dairecik senden ne olur bir düşünelim dedik

Lafa dalmış, bu yılki sanat çalışmalarımızdan hiç paylaşımda bulunmamışız. Sınıfın, bahçenin, Ankara'nın, Türkiye'nin eksiğini-gediğini bir kenara bırakıp bir süre cücelerin sanat çalışmalarına yer vereceğim. Sanat çalışmalarını sakladığım klasörü açtığımda ilk karşıma bu koca gözler çıktı. Her çalışmada diyeceğim için hemen baştan söyleyeyim "çocuk çizimlerine bayılıyorum!" İşte bunlar da o bayıldıklarımdan!

Çocuklar gelmeden sanat merkezine elceğizimle çizdiğim(Çünkü fotokopi bizde paralı; bak gene araya bir şikayet sıkıştırıverdim gördünüz mü?!  Kurumaz benim huyum yaş olmuş nerden baksan 35!) iki dairenin olduğu dosya kağıtlarını yerleştirdim. Güne başlama etkinliğinde çocuklara merkezlerde neler olduğunu anlatırken "sanat merkezinde iki içi boş dairenin onları beklediğini, bu daireleri kullanarak kendilerine bir resim yapmalarını istedim."

Sanat merkezimiz öyle yurt dışı okullarında gördüğünüz yayla cinsinden değil bizim, en fazla 9 cüce etkinlik yapabiliyor. Mevcudumuz hastalıklar nedeniyle genelde 12, en fazla 15! Bugün için sanat merkezinde 10 cücemiz çalışmak istemiş ve aşağıdaki aşık olunası eserleri yapmışlar. 

Ben araba yapacaklarını düşünmüştüm, bir kişi bile yapmamış! Bu kadar mı ters köşede kalır bir öğretmen ya hu :))








31 Ekim 2013 Perşembe

Ne yani popoları mı üşüsün?

Devlet okullarında ısınma, elektronik herhangi bir aletini şarz etme vb. amaçlı elektrik kullanma hakkın yokmuş, daha yeni öğrendim. Gelen müfettişler, öğretmenler odasındaki ısıtıcıyı bile kaldırın demişler falan filan... 

Bizim okul malum, "yaşam alanı olarak nereye bina yapılmaz" maddesi tam olarak anlaşılsın diye inşa edilmiş bir okul olduğu için, bildiğin soğuk hava deposu gibi. İdarecilerin odasına ne zaman girsem hapşırarak çıkıyorum. Kaloriferlerin kendine faydası yok! "Ankara'nın en büyük ikinci okulu" diye ünvanı olacağına, "Ankara'nın en küçük-en şirin-en iyi ısınan okulu" olmasını tercih ederdim.

Neyse efendim lafı döndürüp bugünkü etkinliğimize gelecek olursam, rahatlamak için drama yapacağız. İşte hafif bir Vivaldi esintisi açmışım, "pamuk gibiyim" adlı parçayı okuyacağım. Çocuklar yere uzanmış kıpırtısız yatıyorlar, kendilerini ben okudukça pamuk gibi hissedecekler, rahatlayacaklar...

Sınıf soğuk, yerler soğuk, Vivaldi'nin kendisi gelip canlı çalsa kaç yazar, popoları donuyor çocukların ayol! Hem dramanın da bir yolu, yordamı var değil mi canlar; ısıyı da ayarlayacaksın. Dişler takır takır ne pamuğu! Hayır bir yerden Ömer Dinçer'in fırlayıp "Kibritçi Kız masalındaki gibi yap öğretmenim, kibriti çak çocuklar çıtır çıtır yanan şömineyi hayal edip ısınsın" diyecek korkusu da var...

Ama yok öyle yapmadım, yaktım ısıtıcıyı, aldık minderleri geçtik karşısına yattık. Yani verdiğimiz vergiler yol, su, elektrik olarak geri dönüyor dememiş miydi devlet baba? Ee bu durumda çocuklarımın poposunun üşümesine izin veremezdim değil mi devlet baba, müfettiş amca?!



24 Ekim 2013 Perşembe

Sokrates yutmuş çocuklar; maalesef taze bitti

Bu yol seni nereye götürür; düz yol, zig zag yol?
Hangi yoldan gitmek istersin; düz yol, zig zag yol?
Hangi yol daha önce hedefe ulaştırır seni; düz yol, zig zag yol?
Hangi yoldan gidersen şıp diye karşıya geçersin; düz yol, zig zag yol?
Hangi yoldan gidersen elindeki ağırlıklardan daha çabuk kurtulursun; düz yol, zig zag yol?
Hangi yoldan yorulmadan gidersin; düz yol, zig zag yol?
Çevir çevir sor, döndür takla attır gene sor cevap değişmiyor: ZİG ZAG YOL!
E niyee?
Eğlenceli!
Hepsi bu :) Sokrates vari cevap arayanlar başka okullara lütfen, biz de sıkıcı çocuk bulunmamaktadır. İşleri güçleri oyun bunların :)





10 Ekim 2013 Perşembe

Mİmik mimik mimik!

Hava mis gibi; bahçede kudurma etkinliğindeyiz; her oyunun içine ille bir şeyler karıştırmasam olmaz tabii! Bu sefer de fotoğraf çekiyorum diye bana duygularını mimikleriyle göstermelerini istiyorum cücelerin. Mutlu, mutsuz, kızgın, şaşkın... siz hangisini alırdınız?






5 Ekim 2013 Cumartesi

Öğretmeni cadı olanın, kaydırağı farklı olur!

Malum ne zaman burada bir şey yazmaya kalksam lafı illa "yokluğa" getiriyorum. Bugün de ezberi bozmayacağım. Parkımız yok bizim biliyor musunuz?! Evet bahçemiz var sevgili Polyanna, ama parkımız yok :( Sorun mu peki; yoo öğretmen böyle olursa, öğrenci de böyle olur:
"Öğretmenim şurayı kaydırak yapalım mı?"







HANİMİŞ: Mutluluğun resmi burada Abidin, daha da arama!

2 Ekim 2013 Çarşamba

Ayça'nın öylesine yaptıkları...

Sınıfta öğrenme merkezlerinden birini seçmiş ve harıl harıl çalışan bir cüce görülüyor fotoğrafta. Sessizce kendisini gözlemliyorum.

Hemen tahtanın yanındaki Atatürk köşesinde bir dosya var. Kapağında ATATÜRK yazıyor. Yazılardan aynen kopya ediyor. Harf atlamadan, aynı çizgide! Sonra yazıyı kapsayacak kocaman ovalimsi bir şekil çiziyor. Sonra hiiiç üşenmeden sayısını bilemediğim çoklukta, tekerlek olduğunu düşündüğüm şekiller ekliyor çalışmasına. Sabırla ve aynı titizlikle. Son olarak tek bir çizgide sıraya dizilmiş neşeli insanlar ekliyor ve çalışmasını bitiriyor. Kaleminin kapağını kapatıyor, yerine koyuyor ve başka bir oyun için başka bir alana yöneliyor. 

Biliyorum Susan Striker bana kızacak ama, güya hissettirmeden, aradan zaman geçince resmini anlatmasını istiyorum cüceden. Aynen yazıyorum:
"Düşünerek yapmadım öğretmenim, öyle sıra sıra aklıma geldi hepsi. Atatürk'ün otomobilini yaptım. Gezmeye çıkmış, bunlar da onu izleyen insanlar"

Nasıl?!
Evet, bütün çocuklar süper!
Evet ama bana gelen çocuklar daha da bir süper :)

HANİMİŞ: Gün içerisinde herhangi bir Atatürk etkinliği yapılmadan cüce bu çalışmayı yapmıştır.



Elleri titrediğinden "net" bir kare yakalaması için fazlaca fotoğraf çeken
öğretmeninin eyleminden sıkılan ama belli etmeyen cüce :)

1 Ekim 2013 Salı

Sınıfa geometri tahtası gelir

Belki sınıfa bir gün geometri tahtası gelir, Reyhan Cadısı değişir,  eskilerden sıyrılır özgür olur, gülümse...

Milli Eğitim Bakanlığı orta okullarda yenilenen programla matematik derslerinde problem çözme, akıl yürütme, tahminde bulunma, desen arama gibi becerilerin büyük önem kazandığını söylemiş ve somut modeller olarak kesir takımları, tangram, geometri tahtası, onluk sistem blokları, birim küpler gibi fiziksel materyaller kullanılmasını istemiş. Daha yeni öğrendim ben. Ayıp benim ayıbım tabii. 

Şimdi bilmeyenler için açıklayayım; aşağıda görmüş olduğunuz oyuncağın-aletin adı geometri tahtasıdır. Montessori araçlarında da var böyle lastikle şekil yapmaca. Hemen-sağ olsun- geometri tahtasını matematik öğretmenimizden aldım, kavram merkezimize yerleştirdim. Ve sessizce izlemeye başladım olacakları. Açıkçası 5 yaş bebelerinden pek bir beklentim yoktu. Ayıp benim ayıbım tabii.






Sakın benim gibi şekildekinin yıldız olduğunu düşünmeyin; kartanesiymiş!


Çünkü normal sistemle düzleşen mantığım çocuklarımın da benim gibi geometri tahtasında kare-üçgen-daire bilemedin beşgen yapmalarını bekliyor. Çocuklarım bildiğin kompozisyon oluşturuyorlar ayol!! Ayıp benim ayıbım tabii...

Belki sınıfa bir gün geometri tahtası gelir, Reyhan Cadısı değişir,  eskilerden sıyrılır özgür olur, gülümse...
İmza: Her gün öğrenmeyi öğrenen öğretmen