Sulu ve kazası bol etkinlikleri yapmak için en iyi yer tabii ki BAHÇEDİR! "Sıvılar içinde bulundukları kabın şeklini alır" deneyini yaptık; döküldü, saçıldı, su sıçradı, ıslandım derdi olmadan bahçede güzel güzel. Üstelik buzu parçalama eğlencesi de cabası. Kaçırır mıyız, kaçırmadık :)
anasınıfı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anasınıfı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Aralık 2013 Perşembe
11 Aralık 2013 Çarşamba
Oyun dediğin nedir ki...
Hayatı oyunla öğrenen bu minnaklar yine bahçede oynamak isterlermiş... Tabii oynasınlar. Çıktık bahçeye; koştular, zıpladılar, hopladılar, az saklambaç oynadılar, ebelemece, çimde yuvarlanmaca, çığlık atmaca derken geldiler... Ama ne yapsak ki şimdi? Hımmm ne yapsak?
Şöyle merdivenlere gelin bakalım dedim...
Topları döküverdim kafalarından aşağıya :) Gerisine karışmak ayıp olurdu, karışmadım...
25 Kasım 2013 Pazartesi
Öğretmenler gününde, süper güçleri olan veliler aranıyor!
Ne yalan söyliyeyim, doğrusu bu valla' ben kıskanıyorum!
Veli kıskanıyorum!!!
Öğretmen arkadaşlarımın anlattığı velileri, Blogcu Anne'yi, Hülya'yı, Açalya'yı, Günün Çorbası'nı, Deryamercanı'nı, Yasemin'i, Esra'yı, Baba Olmak'ı ve geçen yazıya yorum bırakan bissürü bissürü anneyi-babayı-teyzeyi-büyükanneleri-ablayı, çocuğunu temsil eden, çocuğu adına seçilmiş, çocuğu adına konuşan kişiyi; yani veliyi kıskanıyorum!
Bana denk gelmiyor bu velilerden, 12 yılda bana hep...
- Okuldaki beslenme ara öğündür diye diye tüytaban bir dile sahip olmama rağmen "Bu liste çok zayıf, doymuyor bu çocuk, eve gelince açlıktan bana saldırıyor nerdeyse"ciler...
- "Bu çocuk beslenmesini bitirmeden eve geliyor beslenmesine bakmıyor musunuz"cular (Alıştırma dönemi denilen ilk haftanın ardından, okulda beslenmenin başladığı 3. gün)...
- Çocuktur bir gün de canı yemek istememiştir, öğretmeni zorlamamıştır; "Hayır zorlayacaksın, buraya eğitim almaya gönderiyoruz biz, sözünü diletemiyor musun"cular...
- "Öğretmen, bugün yumurtasını yedi mi"ciler...
- Kabuğu soyulmamış yumurta gönderenler...
- "Kabuklu yemiş gönderirim ben, bi' zahmet sen de ayıklayıver"ciler...
- Kabuğu soyulmamış portakal gönderenler(Okulda bıçak olmadığını bildiği halde)
- Domatesle peyniri aynı kapta gönderip, ortaya çıkan o "bulamaçı" çocuğunun yemesini bekleyenler...
- Kapağının tam örtülmediğini bildiği halde "Dökülmez zannettim"ciler...
- Plastik kaplarda yemek gönderen, sonra da organik beslenme dersi verenler...
- Bildiğin alüminyum folyoya salatalık sarıp, sonra da "hijyenik değil" diye okulu beğenmeyenler...
- Bildiğin somun ekmeği ortadan ikiye kopararak gönderenler...
- Ütüsüz, buruş buruş beslenme örtüsü getirenler...
- Getirene şükretçi, bir de günaşırı unutanlar...
- Beslenme kabını açabilmek için Einstein'ı buldurtanlar...
- Öğretmenin kayınvalidesiyle geçinip geçinemeyeceğini anlamak üzere, düğümlenmiş poşet içine yemek koyanlar...
- Öğretmeni bir sihirbaz gibi görmek isteyip; çocuğun toplam bir haftalık yemeği tek beslenmede yemesini bekleyenler...
- Bir gün de az koyayım da, çocuğum "tabağımdakilerin hepsini bitirdim" duygusunu yaşasın yerine, hep fırsattan istifade daha çok daha çok yesinciler...
- Meyve kelimesini nedense meyve kasası gibi algılayanlar...
- Sen sağlıklı dedikçe hazır pohaçayı, hazır keki(Keki bile!), hazır kurabiyeyi, kantin tostunu dayayanlar...
- Beslenme listesine isyan edene "Önerinizi alalım, yeniden şekillendirirelim" dediğiniz de; köfte-patates kızartma gibi sağlıklı(!) öneri sunanlar...
- Her şeyi bilen, ama nedense-görmezden gelinerek- vazgeçilemeyen hazır meyve suyu kullanıcıları...
- Israrla çocuğuna bir fırsat vermeyip "Hayır o bunu yemez"(Ballı-tereyağlı ekmek) deyip çikolatalı ekmek gönderenler...
- "Bizimki gezerek yemeye alışkın o yüzden yemiyor" demekle ne demek istediği anlaşılamayanlar...
- "Siz zorlasanız, biraz sizden korksa aslında" demekle beni ne olarak gördüğü anlaşılamayanlar...
- Çocuğunun değil, kendi zevkinin ürünü olan 888 düğümlü ayakkabıyla çocuğunu okula gönderenler...
- Mont giydirme becerisi kazandırılmamış 5 yaşındaki çocuğa öğretmeni kazandırsa bile "kıyamayıp" ısrarla-inadına kendi giydirenler...
- "Kışın çocuğa atkı-eldiven-bere vermeyin kontrol edemiyor, yanınızda götürün" dediğiniz halde ille de verenler...
- Siz çocuklara gösteri yaptırmıyoruz dediğiniz halde; çocuğum gösteriye çıksın, yıl sonu, olmadı 23 Nisan, o da olmadı yerli malları haftası ama ille de bir gösteriye çıksın diyenler...
- "Benim güzeller güzeli kızım dururken o çocuğa pamuk prenses rolünü vermeniz hiç olmamış" diyerek oyuncu seçimini eleştirenler...
- Şu gün getirin dediğiniz belgeyi, başka bir gün getirenler, siz hatırlatınca getirenler, "ah hep unutuyorum"cular, belgenin arkasından koşturmasını bekleyenler, belgeyi kaybedenler...
- Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulda, belirlenen müfredatı takip ettiğiniz halde size müfredat öğretenler...
- Elindeki izin belgesinde her türlü ayrıntı yazmasına rağmen, okumayıp, hemen imzalayıp, sonra yazılı olanları tek tek soranlar...
- Kendi çocuğunu göndermediği bir gezide, tüm sınıfın gitmemesi yönünde ısrarcı olabilenler...
- "Bu çocuğunuzun çeyizi olacak" dediğiniz, dosyaladığınız ve saklasın diye verdiğiniz, emanet ettiğiniz eserleri ertesi gün veya hafta çöp gezegenine postalayanlar...
- Etkinlik zamanında öğretmen çağırmayı alışkanlık haline getirenler...
- "Çocuklarla olması gerektiği zaman"da telefonunu açmayan öğretmenini eleştirenler...
- Devamlı surette çocuğunu, diğer çocuklarla kıyaslayanlar...
- Başka bir çocuğun başarısını ya da yeteneğini alkışlayamayanlar...
- Gece geç yatan çocuğun sınıfta uyukladığını kabullenemeyenler...
- Her cuma eve gönderdiğiniz bilgi kağıdına "emniyet kemeri takalım, çocukları arka koltuğa oturtalım" yazdığınız halde bunu hiç görmeyenler...
- "Her akşam uyumadan önce bir kitap okuyalım" dediğiniz halde buna vakit bulamayanlar...
- Çocuklarındaki yaratıcılığın ve şaşırma duygusunun yok olmasını "Yetenek Sizsiniz" izlemekten kaynaklandığını söyleyip Acun'u eleştirenler...
- Çocuğunu alması gerektiği saatte almayanlar, habersiz uzun süre bekletenler...
- Yaptığınız işi kolay görenler, iş öğretenler...
- Yaptığınız işi beğenmeyip, alternatif sunamayanlar...
- Sizinle sorun yaşadığı halde, sizden vazgeçemeyenler...
- Akşam 22:00'den sonra öğretmenini arayabilenler...
- Basit bir teşekkürcüğü, günaydını esirgeyenler...
- Kişisel bloğundaki yazılarını beğenmeyip, değiştirmesini isteyenler...
- Ve şimdi aklıma gelmeyen daha nice ibretlikler...
denk geliyor :(
Benim neyim eksik sorarım şimdi size?
Ben de yukarıda zikrettiğim velilere öğretmenlik yapmak istiyorum, ben de!
Çiçek istemem, var benim çiçeğim...
Ben de yukarıda zikrettiğim velilere öğretmenlik yapmak istiyorum, ben de!
Çiçek istemem, var benim çiçeğim...
HANİMİŞ: Elbette incir çekirdeğinin içinde beklettiğim ÖZENLİ veliler de oluyor, ama onlar bu yazının konusu değiller, zaten hiç olmasınlar da...
13 Kasım 2013 Çarşamba
Kasım'da güneş başkadır!
Okul açıldığından beri adeta güneş bizim için doğuyor, bizim için aydınlatıyor, bizim için ısıtıyor bahçeyi. Ne sabah ne öğleden sonra sınıfımızı teğet geçen güneşi ancak bahçede yakalayabiliyoruz. Böylesi bir fırsat varken tutar mıyım çocukları o ruh karartıcı yerde?! Bahçeye çıkıyoruz mutlaka her gün bir saat! Gözümüz gönlümüz aydınlanıyor, güzel düşünüyoruz yeminlen. Enerjiler toprağa karışıyor, biriken huysuzluklar terleme yoluyla dışarı atılıyor. Bağırma, çığırma, kudurma serbest! O kuru bahçede ne buluyorlar derseniz, sırayla anlatıcam efendim. Takipte kalın...
Parkımız yok, ama sadece kayma kısmı olan bir kaydırakçığımız var. Yaslarız masaya, ohhh...
HANİMİŞ: Bu nimeti-kaydırakçığı bağışlayan güzel insanı her kullanımda yad ederek elbette...
5 Ekim 2013 Cumartesi
Öğretmeni cadı olanın, kaydırağı farklı olur!
Malum ne zaman burada bir şey yazmaya kalksam lafı illa "yokluğa" getiriyorum. Bugün de ezberi bozmayacağım. Parkımız yok bizim biliyor musunuz?! Evet bahçemiz var sevgili Polyanna, ama parkımız yok :( Sorun mu peki; yoo öğretmen böyle olursa, öğrenci de böyle olur:
"Öğretmenim şurayı kaydırak yapalım mı?"
1 Ekim 2013 Salı
Sınıfa geometri tahtası gelir
Belki sınıfa bir gün geometri tahtası gelir, Reyhan Cadısı değişir, eskilerden sıyrılır özgür olur, gülümse...
Milli Eğitim Bakanlığı orta okullarda yenilenen programla matematik derslerinde problem çözme, akıl yürütme, tahminde bulunma, desen arama gibi becerilerin büyük önem kazandığını söylemiş ve somut modeller olarak kesir takımları, tangram, geometri tahtası, onluk sistem blokları, birim küpler gibi fiziksel materyaller kullanılmasını istemiş. Daha yeni öğrendim ben. Ayıp benim ayıbım tabii.
Şimdi bilmeyenler için açıklayayım; aşağıda görmüş olduğunuz oyuncağın-aletin adı geometri tahtasıdır. Montessori araçlarında da var böyle lastikle şekil yapmaca. Hemen-sağ olsun- geometri tahtasını matematik öğretmenimizden aldım, kavram merkezimize yerleştirdim. Ve sessizce izlemeye başladım olacakları. Açıkçası 5 yaş bebelerinden pek bir beklentim yoktu. Ayıp benim ayıbım tabii.
Sakın benim gibi şekildekinin yıldız olduğunu düşünmeyin; kartanesiymiş!
Çünkü normal sistemle düzleşen mantığım çocuklarımın da benim gibi geometri tahtasında kare-üçgen-daire bilemedin beşgen yapmalarını bekliyor. Çocuklarım bildiğin kompozisyon oluşturuyorlar ayol!! Ayıp benim ayıbım tabii...
Belki sınıfa bir gün geometri tahtası gelir, Reyhan Cadısı değişir, eskilerden sıyrılır özgür olur, gülümse...
İmza: Her gün öğrenmeyi öğrenen öğretmen
19 Eylül 2013 Perşembe
Ekmek yoksa pasta yiyeceksin!
Evet Türkiye'nin başkentinde bir okuldayız,
evet burada ikinci görev yılım;
evet ama bu yokluklarla dolu olan sınıfımı doldurmaya yetmiyor :(
Pekiii, ne yapıyoruz?
Ağlıyoruz; hayır!
Karanlığa küfrediyoruz; hayır!
Daha önce burada yaptığım gibi muadilini buluyoruz; hayır!
Ekmek yoksa gidiyoruz pasta buluyoruz efem, hepsi bu!
İmza: Reyhan Antoinette!
HANİMİŞ: Ömer Dinçer tanısaydı beni çok severdi de, yeni bakan sever mi ki, bilemedim şimdi?!
HANİMİŞ: Bu oyuncakların ahşap olanların tanesi 36 TL'ye satılmaktadır! Teşekkürler Pinterest!
evet burada ikinci görev yılım;
evet ama bu yokluklarla dolu olan sınıfımı doldurmaya yetmiyor :(
Pekiii, ne yapıyoruz?
Ağlıyoruz; hayır!
Karanlığa küfrediyoruz; hayır!
Daha önce burada yaptığım gibi muadilini buluyoruz; hayır!
Ekmek yoksa gidiyoruz pasta buluyoruz efem, hepsi bu!
İmza: Reyhan Antoinette!
HANİMİŞ: Ömer Dinçer tanısaydı beni çok severdi de, yeni bakan sever mi ki, bilemedim şimdi?!
HANİMİŞ: Bu oyuncakların ahşap olanların tanesi 36 TL'ye satılmaktadır! Teşekkürler Pinterest!
8 Eylül 2013 Pazar
#direnreyhancadısı #direnminikyıldızlarsınıfı
Çok sevgili büyüğüm,
"Günlük yaşamın gerçekleriyle başa çıkamayıp, kendini yetersiz ve değersiz gören insanlar ve başkalarının sahip olduğundan haz etmeyen insanlar yüzünden bugün sınıfından(Bazılarına göre sadece sınıf, bazılarına göre ise 'sadece ceketini al çık') ayrılıyorsun" dedi tam iki ay önce.
Çarşamba günü bu karar resmileşti. Daha önce burada, ve burada,, ve burada, ve burada bahsettiğim imece usulü donatılan, inanmanın-tutkunun gücüyle parıldayan sınıfımdan ayrılıyormuşum.
Eyvallah!
Çok sevgili büyüğüm,
"tebdili mekanda ferahlık vardır" dedi ama, hemen ordan Sezen Aksu cevapladı;
"Tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında,
acının yüz ölçümü yeryüzünden çokmuş aslında"
Eyvallah!
Pekiiii bir Karadenizli, bir dağlar kızı, bir kova, bir boğa, bir kaya, bir dönmez, bir kadın, bir anne pes eder mi, haksızlık karşısında boyun eğer mi, güdülebilir mi, edilgenleştirilebilir mi;
elbette hakkımızı yedirmeyiz, yedirmedik!
Çarşamba, perşembe, cuma ve bugün tüm gün yeni sınıfımı Minik Yıldızlar Sınıfı yapabilmek için çalıştık oğlumla. Yarın da okuldayız. #direnreyhan
Her şey elbette çok güzel olacak, bizi izlemeye devam edin :)
HANİMİŞ: Elbette önce öğretmen masası denilen kazuleti attım!
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Annem hayatının oyununu "bana" oynadı!
Şanslı bir öğretmen olduğumu arkadaşlarım-meslektaşlarım hep söyler. Sanki seçilmiş velilerin tümü bana gönderilmiştir :) Ben velilerimden 1 isterim, onlar 5 verir çünkü. Beni her sene yine, yeniden şaşırtabilen büyük yıldızlarla çalıştığım için, bence de çok şanslıyım! Yüreği her daim çocuk gibi heyecanla atan anneleri çok seviyorum. Sen "leb" diyorsun onlar hemen "leblebi " için heyecanlanıp işe koyulabiliyorlar. Bu sefer de öyle oldu. Kırmızı Başlıklı Kız Tiyatrosu için anneler seçildi. Ve geri kalan her şey bana ve çocuklara sürprizdi.
Evet daha önce de ben aile katılımı olarak tiyatro etkinlikleri yaptırmıştım. Kırmızı Başlıklı Kız, Pamuk Prenses ve 9 Cüceler, Çizmeli Kedi, Keloğlan ve Anacığı oyunlarına bakar şaşırır, velilerimle gurur duyardım. Ama bu annelerimiz bugün çıtayı çok yükseltti. Perde, müzik girdi işin içine! Olay yeri incelemeden kıyafet almışlar düşünün! Hepsini ayakta alkışlıyorum, hepsiyle gurur duyuyorum! Her daim çocuklarınızla yüzünüzün gülmesi dileğiyle...
Etiketler:
Aile Katılımı,
anasınıfı,
Drama,
minik yıldızlar
16 Mayıs 2013 Perşembe
ANNEM VE BEN GEZİYORUZ: HARİKALAR DİYARI
Dönem başından beri minikler "tek başına" katılıyorlar gezilere. "Anneler Günü Sürprizleri" kapsamında artık gezilerimize-etkinliklerimize annelerimizi dahil ettiğimiz anlaşılmıştır sanırım. Bu defa Ankara'nın-bize bir hayli uzak olan- Sincan ilçesindeki Harikalar Diyarı'ndayız!
Erken saatlerde gitmiş olmamıza rağmen sıcak hava insanı bunaltıyor, amaaa dondurmalar şılap şuluuup yalanınca elbette geriye yorgunluk diye bir şey kalmıyor :) Geriye sadece tadı damağında kalan güzel bir gün oluyor. Tabii çocuklara soracak olursak eminim ki bundan sonra "fotoğraf makinası olan anne geziye katılmasın" diyeceklerdir :))
Bize her yer deney köşesi: Haftalar önce konuştuğumuz kurbağa yavruları-iribaşlar canlı canlı!
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Çılgın Annemle, Anneler Günü Pikniği
Benim annem, güzel annem, aman tek ben mutlu olayım, bir şeyden geri kalmamayım diye Reyhan Cadısı'nın arkasından güler yüzü ve enerjisiyle hep koşturan canım annem...
Benim "portakal" büyüklüğündeki midemin kapasitesini daima "karpuz" ebatlarında gören ve tabağımı daima yer kalmamacasına dolduran, ve daima masadan aç kalktığımı düşünen canım annem...
Güzeller güzeli beni anında mumyaya çeviren en hızlı-en pratik oyun arkadaşım canım annem...
Boyuma posuma bakmadan bir elinden hep tutmaya çalıştığım, benimle hep çocuk kalabilen canım annem...
"Yensek de yenilsek de önemli olan denemek" diyen canım annem...
Benimle "aynı anda aynı duyguyu" yaşayabilen canım annem...
Kazanmak için hedefe kilitlenen, beni hep çok heyecanlandıran canım annem...
Başarıya giden yolda önüne çıkan "her engeli" benim için zevkle aşan canım annem...
Önüne çıkan her engeli pratik zekayla hemencecik aşan canım annem... (Uçan havluya dikkat :))
Ben şiirimi okurken, sanki şimdi kollarına konmuşum gibi kucağında okşa beni, ninniler söyle bana...
Ben senin Minik Yıldızınım ve hep öyle kalacağım biliyor musun... Sen de benim için bir yıldızsın ve hep öyle kalacaksın. Seni çok seviyorum. Ve bugün burada benim için yaptığın çılgınlıkların hep kıymetini bileceğim canım annem... Seni çok ama çok seviyorum!
HANİMİŞ: Planlanan yarışmalı oyunlar bittikten sonra hız kesmeyen büyük yıldızların oyunları devam eder: Onlar çok şanslı çocuklar!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)