12 Ocak 2009 Pazartesi

H. Salih Zengin Eğlence Dünyasında


Nefis çocuk edebiyatı kitaplarının hayal makinacısı

Kitap köşemizdeki en çok sevdiğimiz kitapların yazıcısı
Hem çocukların hem büyüklerin iyilik dağıtıcısı H. SALİH ZENGİN geçtiğimiz cuma eğlence dünyasında bizimleydi!

Günler öncesinden duyurular yaptık, onu nasıl şaşkına çevirip kurbağa gibi zıp zıp zıplatacağımızı planladık, dev hediyeler hazırladık ve sabırla beklemeye başladık. H. Salih Zengin sınıfa geldiğinde ben onu kapıda karşılarken küçük yazarlar hikaye köşesinde süprizleriyle sessizce bekliyorlardı. 

Sınıftan çıt-pıt sesi nerdeee, hiç mi hiç ses yok. Çocukların olduğu yerde olmayacak bir sessizlik. Karşılarına ne çıkacak bilmiyor ki küçücüklerim. E biraz endişe, fazlasıyla heyecan var. Acaba dişleri çürük olduğu için gülemeyen eğlenceli bir palyaço mu, yoksa komik gıdıklayıcı bir gergedan mı çıkacak? 

Salih Beyden gözlerini kapatarak çocukların yanına gitmesini istediğimde "Tabii" dedi ve sakar bir palyoça numarası ile sağa-sola devrilerek türlü komikliklerle çocukların yanına gitti (Ve benim minikler daha ilk dakikadan ona aşık oldular) tabii böylesi bir gösteriyi izleyen benimkiler çoştuuu, çığlık çığlığa sürpriz! 

Bütün hepsinin elinde çiçekler ve kocaman "hoşgeldin" (Erkeklere çiçek verilmez ki diyen kazak çocuklarım olsa da onları ikna etmiştim neyse ki) Böyle bir giriş beklemeyen yazarımız da şaşkınlığını atınca üzerinden hepsiyle tek tek kucaklaştı, boğuştu, gıdıkladı ve önce gönüllerini sonra çiçeklerini aldı. (Fotoğraflardaki mutlu-mesut suratlar ortada zaten)




Yazarımız utandı; hiç bu kadar çok çiçek almamış doğal olarak. Tam montunu çıkarıyor adamcağız, rahatlayıp konuşacak, ağızlarında bakla ıslanmayan benimkiler koro halinde "öğretmenim kalpleri ne zaman vereceğiz, öteki süprizi bulamadı galiba". Sevdiler ya ne yapacaklarını şaşırdılar. Yazar da gülmeye başladı "eyvah, ne hediyesi, başka yok, yeter beni şımartacaksınız" deyip kapatmaya çalışıyor, ben el-kol, kaş-göz, bilumum korkutucu hareketlerle "şimdi değiiiil, sonra" demeye çalışıyorum. I-IH! Yapacak bir şey yok vermezseler şişecek-patlayacak benimkiler; o zaman ondan geriye sayıyoruz. Ve... (Evde kalp şeklinde kestikleri fon kartonuna "Salih Zengin kimdir" hakkında düşündüklerini yazmışlardı. Gidip verme fikri anlık gelişti. Harika bir görüntüydü, sanatçı gözü var benim cücelerde, artık kime çektiyseler?)




Özgür ruhlar çoook rahat; oyunlar oynanıyor, kahkahalar atılıyor, merak edilen sorular soruluyor... "Yazarlık üstünüzü giymeden gelmişsiniz :))))


Yazarımız çizmeyi çok sevdiği kedisini tahtamıza çiziyor. Benimkiler anında dibinde mevzileniyorlar. Çünkü ne çizeceğini bilmiyoruz. Merak merak merak...


Kitaplığımızdaki bir kitabımızı bizlere onu yazan kişi okuyor. Ah ne güzel ne hoş... (Yazarımız kendi yazmış olsa da bakmadan anlatamıyor hımmm...) Keyifler de keyif...


İşte Sibel Öğretmen'le (Kelebeklerin öğretmeni) bu masal setinin en çok beğendiğimiz kısmı; masal kitabı iki yönlü hazırlanmış. İki tarafında da aynı resimler var. Çocuk resimlerine bakarken, siz rahatlıkla okuyabiliyorsunuz: Süper!




Tik tak tik tak saatine bak; eve gitme saati geeeldi. Ayrılmadan önce son süprizimizi yapacağız. "Ama bu süprizi yalnız akıllı olanlar bulabilir. Sıcak dediğimizde yaklaştın, soğuk dediğimizde uzaklaştın demektir hadi bul bakalım" diye açıklama yapıyoruz. Yine acayip neşe, çığlık, kudurukluk aman Allah'ım! Güya sıcak diyorlar "orda işte, orda, orayı açman gereeek, hayır onun yanındakini" (Videodan izleyebilseniz keşke) 

Eeee altı yaşındayız, sınıfımızda bir yazar ağırlıyoruz, hatıra imza almadan bırakır mıyız? Tabii ki bırakmayız! İsteyen yazarın kitabına isteyen kitap kayıt defterlerine(Benim süper kahramanlarıma, süper aileleri her akşam kitap okuyor ve bunları özel defterine yazıyor) H. Salih Zengin gerçekten onlar için unutulmaz biri oluyor. Tek tek defterlerini imzalıyor, parmak basıyor(Bizim onu çağırmak için hazırladığımız davetiyede çocukların parmak izi vardı, kendisi bu görüntüye bayılmış) ve hatıra kalacak bir kaç cümle yazıyor :))) Yetişkinler "Aa yazar" der heyecanlanırken, fotoğraflardan benimkilere bakacak olursanız zaten kankaya bağlamış durumdalar. Yazar bize ne yazar!



Her istedikleri yapılıyor; Tuna "Ben ilk sayfaya yazmanı istemiyorum, şuraya yaz orası daha güzel" diyor, "Emin misin peki o zaman"

"İyi şeylere parmak basarım"


Maalesef çıkış saatimiz olduğu için sadece iki örnek:



Titrek taci öğretmenin çektiği fotoğraf nasıl olur; tabii ki titrek! Gitti canım fotoğraf ama yine de kıyamadım


İyi ki titremeyen stajerim var!


Salih Zengin giderken çocuklara "kimler yazar olmak ister" diye soruyor kimsede ses yok. "Peki kim palyaço olmak ister" diye soruyor, dört kişi hariç, herkes! İnanılmaz bir kaynaşma ve sevgi yumağı. Onu kelli-felli-göbekli bir yazar değil de komik palyaço(Bazı palyaçolar hiç komik değildir) olarak benimsediler. Hayatları boyunca unutmayacaklardır. Kendisini hep hatırlayacağız. Yaşattığı güzellikler için kendisine bir kez daha teşekkür ediyoruz. 

Daha sonra çaylı-poğaçalı veli paylaşım toplantımıza katılıp velilerimizle "çocuk eğitiminde kitap okumanın önemi" üzerine söyleşi yapıyor. (Aşağı yukarı koştururken söyleşiden fotoğraf çekmeyi unutmuşum. Hadi benim kafamda bir tilki sürüsü dolaşıyor kimsenin de aklına gelmez mi çık çık çık) Söyleşi, soru cevap derken veda vakti; kendisine hediye edilen çiçekleri yazar inceliğiyle velilere hediye edip bu kez de anneleri çok mutlu edip okulumuzdan ayrılıyor. Sonra evli evine, okullu okuluna. Bu güzel gün de burda bitmiiiş...


İyi ki doğdun Tuna!

Duvardaki fotoğrafındaki mini mini tombik ve düşünceli Tunacık büyüdü büyüdü... Altıncı yaşına girdiği doğum gününde yirmi arkadaşına birden ev sahipliği yaptı. Hayatında hep güler yüzlü fotoğrafların eşlik etsin sana küçücük adam, iyi ki doğdun tatlım!


Artık Tuna'nın da bir oyuncakçı dükkanı var.


Allah korusun 3+1 evde ya Tuna'nın odasını bulamasaydık; neyse ki her şey düşünülmüş...

Hep beraber Tuna'nın odasındayız!


Murti pür dikkat paşalar gibi baş köşeye oturmuş ,pastayı ham hum hum sesleri ile mideye indiriyor. Söylenene göre el yapımı doğum günü pastası çok lezzetliymiş. (Ben pasta yiyemediğim için tadına bakamadım maalesef; bu da benim dünyadaki en tatlı kaybım işte)


Tuna'nın bilgisayarında minik yıldızlar güncesi açıktı; görmeyenler kendini gördü: AAA!



Sanat çalışması için sebze baskısı yaparken ikiye böldüğümüz soğan burunlu çıkınca, hayal gücü geniş küçük öğretmenlerim bu ilginç yaratığı kızgın soğana çevirdiler! Şimdi fen köşemizde sergileniyor. Artık buna olan inancım artıyor: Biz deney yapamayacak olsak da deney ayağımıza geliyor!


Aile katılımı; farklı-yaratıcı ürünlerden oluşan kar taneleriyle kış manzarası
Benim süper kahramanlarım evde de harika anneleriyle harika ürünler çıkarıyorlar ortaya( Anne-babayı çalışmalarda hep beraber kullanırım fakat kar manzarası çalışmalarını nasıl yaptıklarını anlatan çocuklardan kimse babasıyla yaptığını söylemeyince babaları dışladım)

Murti'nin hindistan cevizinden yapılan kar taneli, kış manzarası


Ayşe Betül'ün tuvalet kağıdından yapılan kar taneli kış manzarası


Fatma Sude'nin pamuktan yapılan kar taneli kır manzarası. Evet kabul ediyorum pamuk çok bilindik ama kendisinden o kadar emin ki, küçük hanımın bu mevsimde Adana'ya pamuk toplamaya gittiğini düşünebilirsiniz!


Berkant'ın köpükten yapılan kar taneli kış manzarası resmi (Fotoğraf çekilmesinden hiç hoşlanmıyor; nasıl da belli ediyor)


Aytekin'in boncuktan yapılan kar taneli kış manzarası. Panoda sergilerken birileri kar tanelerini eritmiş maalesef ki...


Nisa Nur bugün hasta olduğu için okula gelemedi. Kendisi olmasa da çalışması burda; şekerden yapılan kar taneleriyle kış manzarası


Talha'nın Kar Hayali (benim kutup ayıcım çalışmalarına mutlaka isim verir) çalışmasının karları pamuktan ve sıradan gözükebilir ekrandan ama onun kardan adamı mis gibi portakal kokulu. Yaaa kardan adamın gövdesinin altında içi oyulmuş portakal kabuğu koymuşlar


Benim öğretmen arkadaşlarımın oğlu Berkeciğin hazır alınma kar taneleriyle yapılma kış manzarası; yaratıcılık olmasa da uyanıklık zekası görülüyor :)





9 Ocak 2009 Cuma

Kocaman Kartaneleri

Karlar yağar, düşer minik yıldızların üzerine...

Mevsimleri, mevsimler değiştikçe ayrıntılı öğreniyoruz. Anlatıyorum "aralık ayı geldi, kış mevsimi başladı, havalar daha da soğuyacak, kar yağacak, bahçemizde kardan adam yapacağız" Çocuklar işi daha da abartıyorlar "kızakla da kayarız öğretmenim, ben evden kızağımı getiririm"

Maalesef, bekledik bekledik ama kar yağmadı. Üzüldük ama unuttuk sonra. Bir sabah sanat çalışmamızı yaparken bir de ne görelim; kar yağıyor!! Her şeyi olduğu gibi bırakıp çığlık çığlığa bahçeye... Eğlencemize dayanamayan Bülent ve Burçin Öğretmen de geldi. Ooooh... Ellerimiz donana kadar karları tepeledik. Huzurlarınızda karlarla dans eden kocaman kartaneleri ve pembiş kar taneleri!









Karla oynamak güzel de sonrası çok fena tabii. Nerdeyse herkes donuna kadar ıslanmıştı :(